No Result
View All Result

Yeni Parti’de de, CHP’de de unutulan kavram: Türk Milleti

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy by Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
27 Temmuz 2026
in GÜNLÜK
0
Yeni Parti’de de, CHP’de de unutulan kavram: Türk Milleti

Yeni Parti açılış töreninde, önce Mustafa Kemal’in çizgisinde davranılarak Hacı Bayram Camii’nde namaz kılındı. Sonra oradan Meclis’e gidildi, Atatürk’ün çizgisi izlendi.

“Türkiye Cumhuriyeti ve Misak-ı Millî” vazgeçilmezdir denilerek Atatürk çizgisi özetlendi. Atatürk’ün tüm projesi Misak-ı Millî içinde bir Türk milleti oluşturma ve Türk milletini toparlama senteziydi. Ama bütün bu söylemlerde dile getirilmeyen bir kavram bu oldu.

O zaman Anayasa’nın dört maddesine sadık kalmak, onu değiştirmemek kavramı, onun ruhu olan Türk milletini oluşturmak kavramı dışlandı. Anayasa’nın özde değil sözde sahiplenmesine dönen bir anlama geldi.

10. Yıl Marşı, bu anlamda Atatürk’ün en önemli projesi olan Türk milleti kavramını işlediği için törenlerin her yerinden çıkmıştır. Buna karşılık, Kurtuluş Dönemi’nin marşı olan İzmir’in Dağları, Haluk Levent’in söylediği marş şiar edinilmiştir. Oysa Atatürk kurtuluş döneminden sonra, kuruluş döneminde bu sürece girmiştir.

Bu kuruluş dönemi de Türk milletinin inşa sürecidir. Gerek CHP’nin, gerekse Yeni Parti’nin bu konuda net bir tutarlılıkları vardır. İkisi de Türk milleti kavramını telaffuz etmemektedirler.

Bu noktada bir farklılık olarak görülse de CHP’nin 40 kadar milletvekilini açılım veya “terörsüz Türkiye” kavramının belirleyeceği anayasal değişikliklerde 400 milletvekili bulma fonksiyonunda DEM, MHP ve AK Parti ile beraber olma projesine yönelmiştir. Bu anlamda CHP’de 44 milletvekilinin kalmış olması başarısızlık gibi gözükse bile stratejik olarak 400 milletvekili toplama anlamında bir anlam teşkil etmektedir.

Yeni Parti ile CHP arasında tartışma iyice keskinleştiği zaman bu gidiş yani anayasa çalışmalarında mutlak yer alma görevi CHP’nin misyonu olarak ortaya çıkacaktır. Kaldı ki eğer bu bölünme olmasa ve partiye mutlak butlan gelmeseydi Özgür Özel de süreç içinde eleştiri alarak “niye İmralı’ya milletvekili göndermedin” noktasında öz eleştiri yaparak farklı bir noktaya gitmeyecekti.

Anayasa değişikliğinde iki kavramı reddedeceklerdir. O kavram da Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçimi için adayların belirlenince bir kurulun öngörülmesidir. Bu denklem içinde iki grup da -eskisi de yenisi de- Türk Milleti kavramını, telaffuz etmeyerek DEM’den gelebilecek oyları kendi saflarına çekme peşindedir.

Oysa AKP’nin de tavrı DEM’in oylarının bağımsız olarak ayrı bir şekilde seçime girmesidir ve bu noktada da anayasa değişiklikleriyle de DEM’in Cumhur İttifakı çizgisinde, yeni anayasa çizgisinde yer alma stratejisidir.

Böyle bir şekillenme olduğu zaman, Kılıçdaroğlu bu yeni anayasa çizgisinde yer alırken, Özgür Özel’in çizgisi buna karşı durma noktasında olacağı için bu süreç yaşanacaktır. Özgür Özel’in son noktada, Cumhurbaşkanlığı adaylık komisyonunun kurulabilmesi gibi kavramlara karşı çıktığı için, diğer taraftan sözde açılım veya Türk Milleti kavramını kullanmadığı için açılımda AKP’den farklı bir çizgi izlemeyeceği ortadadır.

Sorun AKP’nin çizgisinde ve MHP ile beraber anayasa değişikliğindeki bir yapıya gidilmesidir. Oysa Özgür Özel’in çizgisi ise, bu anayasa değişikliğindeki yapıyı her türlü etnik kimlik haklarının verilmesi dışında, anayasada Cumhurbaşkanlığı seçimi kurallarının üzerine dokunulmamasıdır. Buna karşılık, MHP ve AKP de DEM’le uzlaşarak Türk Milleti kavramını söz konusu etmemektedir.

Ama buna karşılık Özgür Özel’in Yeni Parti’si de Türk Milleti kavramını telaffuz etmemektedir. Diğer taraftan, Türkiye’nin günümüzdeki bir analizinde, İstanbul merkezli bir Türkiye, dünya sistemiyle baktığımız zaman bir ucu İstanbul’dan Basra Körfezi’ne ve Hürmüz Boğazı’na giderken öbür eksen de Doğu Avrupa’dan Polonya’ya doğru giden bir İstanbul egemenliği söz konusudur.

Kaldı ki Fener Patriği’nin Roma toplantısı olarak İznik Konsülü’nde yapılan toplantıda Papa ve Patrik’in birlikte yer alması önemlidir. Bu eksen içinde Doğu Avrupa’dan Kudüs’e doğru giden eski Roma düşüncesinin İstanbul’da yerleşmesi ve İstanbul’u bu anlamda da teolojik olarak da kuvvetlendirmesidir.

Diğer taraftan ise Hürmüz Boğazı’nın kapatılması koşulunda benim baştan beri söylediğim “Türkiye’nin Kesik Damarları” anlamında Basra’dan boru hatlarıyla Türkiye’ye taşınma projesi söz konusu olduğu noktada dar anlamda ulus devlet çağının günümüzün politikasında aşılmaya başlandığı görülür.

Bunun yerine şehir devlet kavramı geçmektedir ama şehir devlet bu anlamda devletin Türk Milleti kavramı içinde bütünleştiği zaman, bunun içinde Arap’ı, Kürt’ü, Türk’ü ve hatta Fars’ı da toparlayan bir kavramla çelişmemektedir. Ama önemli olan, etnik kimliğin öne çıkmadığı ama İstanbul’un merkez olduğu, hem boru hatları, hem deniz yolları, hem de askeri cepheden oluşturduğu bir eksenin İstanbul’da toparlanması noktasına gelmektedir.

Eğer Yeni Parti olarak bu tezleri tespit ederek Türk Milleti kavramının 20. yüzyılın bir kavramı olduğu, günümüzde ise küresel bir merkez, alt merkez olma noktasındaki İstanbul’un ve çevresinin inşa edilmesi projesi programa girdiğinde, Türk Milleti kavramı da aşınmış olabilir. Ama Türk Milleti kavramını Misak-ı Millî’yi temel alıp bu noktada Türk Milleti kavramını kullanmamakla, DEM oylarını yüzde üç veya beş yanına çekmek veya tarafsızlaştırmak politikası gibi sığ bir politika güdülmektedir. O yüzden bu açık görülen bu noktada hem Kılıçdaroğlu bunu kısmen aşmış, yani eski Osmanlı coğrafyasındaki bağlantılarımız olmalı sözüyle aşmış gibi gözükürken Özgür Özel’in 1923’e doğru giderek Türk Milleti kavramını kullanmaması ona özgü bir çelişkiyi yaratmaktadır.

ABD’nin stratejisi Beş Deniz iken, Türkiye’nin Ege’yi de Hazar, Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ne katarak Altı Deniz stratejisi izlemesi gerekir. Böylece İstanbul merkezli bir sistem oluşacaktır. Enternasyonal kavramlar yerine coğrafi temelli stratejiler dönemi açılmıştır.

Türkiye İttifakı gibi rasyonel, stratejik bir veya taktik bir çizgiye, politikaya yönelmiş gibi görünse de bunun arkasındaki olgu, Türk Milleti kavramını öne çıkarmadan, telaffuz etmeden yalnızca DEM’den, dar anlamda Kürtlerden oy almaya yönelen politika, Türkiye İttifakı’nı kurmaktan uzak kalacaktır. Çünkü gerek MHP’de gerek AKP’deki Türkiye İttifakı içinde yer alan Türk Milleti’nin unsurları, varlıkları, kişileri bu noktada dışlanmış hissedeceklerdir kendilerini. Kaldı ki bu Cumhur İttifakı alanına değil, İYİ Parti’yi ve Zafer Partisi’ni dışlayan bir politikaya doğru dönüşme noktasına taşımaktadır.

Bu anlamda hem Zafer Partisi’nin hem de İYİ Parti’nin kitle tabanının aralarında, Türkiye İttifakı çerçevesinde bir kopuşma sağlamaktadır. Görünüşte Zafer Partisi, İYİ Parti veya diğer partileri etrafına çekme anlamında olan strateji, aslında Kürt oylarını alabilmek için Türk Milleti’ni telaffuz etmeyen bir strateji olduğu zaman kendi gerçek niyetini açıkça ortaya koyma noktası ortaya çıkmaktadır.

CHP ve Yeni Parti analizini kişisel bazda analiz ettiğimizde, Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı döneminde ellerinde kılıçla, kanla başla,  Kılıçdaroğlu’na karşı çıkan, mücadele eden tüm kadro, Kılıçdaroğlu’nun yenilgisinden sonra Özgür Özel CHP’sinde yer aldı ve hiçbir kayıp olmadan yalnız Bülent Bey’le Faik Öztrak dışında tüm kadro Özgür Özel’in kadrosu oldu ve bugün de ayrılanlar, Yeni Parti’yi kuranların tümü Kılıçdaroğlu’nun ana kadrosu, A takımı eski MYK’ya dönemedi çünkü eski MYK tümü ile Özgür Özel’le beraber olan kadroydu.

Kişiler ideolojik olarak değişim gösterdi mi? Yukarıda bire bir anlattığım nokta aynen geçerlidir. Eski Kılıçdaroğlu dönemindeki politikalar, açılım ve diğer politikalar aynı. Eski dönemde Türk Milleti diyemeyenler, bugün de yine Türk Milleti diyemiyorlar. Atatürk’ün izinde olmak retoriği kullanılsa da Atatürk’ün ilk maddesini, Türk Milleti’ni oluşturma maddesini koruduklarını söyleyenler, Türk Milleti kavramını ağzına alamıyorlar.

Bugün aynı şekilde hiçbir değişiklik olmaksızın Yeni Parti de aynı çizgide devam etmektedir. Burada yenilik yok, var olanın bir ağacın dış kabuğunun yaşlanması sonucu atılması, yerine yeni kabuk yaratması gibi bir konudur. Ama aynı ağaçtır, aynı dokulardır, aynı tarihtir ve aynı stratejidir.

İktidara karşı politikasında yenilik ise tek yenilik farkıdır. Kılıçdaroğlu CHP’si, iktidar konusunda iktidarla çelişmemektedir, söylem bazında tartışmaktadır. Aday olmasa kazanılacak bir seçimi, Kılıçdaroğlu inatla aday olarak bu seçimi kaybettirmiştir.

Yeni Parti ise Erdoğan’a karşı kuvvetli adayı savunma noktası sayılabilen bir noktadadır. Diploma nedeniyle başvuru formunda Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne transfer oluyorum diye bir dilekçe verildiği halde, formu doldururken aslında Girne Amerikan Üniversitesi’nde olduğu için başvuru yanlış bulunarak, başvuruda sahtecilik yapıldığı iddiasıyla iptal edilmiştir. O zaman Mansur Yavaş kalmıştır. Mansur Yavaş da bu seçimde iptal edilirse, geriye bir tek Özgür Özel kalacaktır. Ama Özgür Özel, bu anlamda Erdoğan’a karşı güçlü bir rakip değildir. Baştan beri Erdoğan’ın birinci adayı ilk dönemler Kılıçdaroğlu iken İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a karşı bugün de yine Erdoğan’ın birinci adayı Özgür Özel görülmektedir.

Özgür Özel’in yüksek volümlü görünürlüğüne karşılık ideoloji anlamında ve davranış biçiminde geçmişten gelen davranışlarıyla da analiz ettiğimiz zaman özgül ağırlığı, politik anlamda düşüktür. Bu anlamda Erdoğan, daha kolay bir rakip olarak onu karşısına doğru sürmektedir.

Özgür Özel ve çevresi, sadece sınırsız Cumhurbaşkanı seçimi ve adayın kuruldan geçmesi konularında karşı çıkmaktadır. Açılım konusunda her iki tarafın da bir itirazı yoktur. Bir parti kurulurken ideolojik inşa tartışması yapılır. Türk Milleti kavramını kullanmayan anlayışsa aynen devam ediyor. Acaba kitle tabanına bu ideolojik çizgi sorulsa sonuç ne olurdu?

Previous Post

Yeni Parti’ye ilk çağrımız: “Bu millet” demeyin, Türk milleti deyin!

Facebook Twitter Instagram

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.

No Result
View All Result
  • TÜRKSOLU
  • GÜNLÜK
  • HAFTALIK
  • ARŞİV
  • İLERİ YAYINLARI KİTAPLIĞI

TÜM HAKLARI SAKLIDIR © 2022 TÜRKSOLU, ATATÜRKÇÜ, MİLLİYETÇİ, SOLCU GAZETE.