Türkiye’de ideolojik kimlikler, son yıllarda giderek derinlikten uzaklaşıp sembolik bir vitrine dönüşmüş durumda. Kimliğin içeriğinden çok etiketin görünürlüğü önemseniyor. Solcu, sağcı ya da Atatürkçü olmak; bir düşünce sistematiğini, bir yaşam biçimini ve bir ahlaki tutarlılığı gerektirmesi gerekirken, bugün çoğunlukla yalnızca bir “aidiyet beyanı” olarak karşımıza çıkıyor.
Kendini solcu sanan solcular
Sosyal psikolojide “simgesel aidiyet” olarak tanımlanan bir olgu vardır: Bir gruba aitmiş gibi görünmek, o grubun sembollerini taşımak, ancak o grubun değerlerini yaşamamak. Türkiye’deki solculuğun önemli bir bölümü bu tanıma uyuyor. Marks’tan söz ederken “Kapital”in kapağını bile açmamış olmak, eşitlikten bahsederken kendi derneğinde seçimleri demokratik yapmamak, halkçılık iddiası taşıyıp halkla oturup çay içmeyi bile gereksiz görmek… Bu, solculuğu ideolojik bir zemin olmaktan çıkarıp, sadece bir imaj aracına dönüştürüyor.
Kendini sağcı sanan sağcılar
Siyaset bilimi bu tür sağcılığı “içeriksiz milliyetçilik” olarak tanımlar. Ülkücülüğün dokuz ışık doktrininden bihaber olmak, milli davayı sadece sembollerle temsil etmek, marş söylemek ve sosyal medyada bayrak paylaşmaktan ibaret bir “milliyetçilik” anlayışı yaratıyor. Meydanlarda hamasi nutuk atan, arka sokakta vergi kaçıran bir anlayış, vatanseverliği yalnızca söylem düzeyinde yaşatır. Bu da milliyetçiliği ilkesel bir duruştan çıkarıp, dönemsel bir gösteriye dönüştürür.
Kendini Atatürkçü zanneden Atatürkçüler
Sosyolojide bu, “ritüelleşmiş aidiyet” olarak tanımlanır. Atatürkçülük, bir yaşam felsefesi değil, yılın belirli günlerinde yapılan bir ritüel haline gelmiştir. 10 Kasım’da profil fotoğrafına siyah kurdele eklemek, ertesi gün ise Atatürk’ün en sert eleştirdiği biat kültürünü sürdürmek… Çağdaşlık ve ilericilik söylemine rağmen apartman yönetiminde bile yeniliğe direnen bir zihniyet, Atatürkçülüğü sadece törensel bir forma indirger.
Ortak sorun: Etiketlerin içinin boşalması
Bugün Türkiye’de ideolojik kimlikler, tarihsel ve entelektüel köklerinden kopmuş durumda. Solculuk, sağcılık, Atatürkçülük; bir fikir dünyasından çok, tribün tutmak gibi yaşanıyor. Tribünde tezahürat yapan ama oyunun kurallarını bilmeyen taraftarlar gibi, bireyler de kendi kimliklerinin teorisini öğrenmeden slogan atıyor.
Sonuç
Kendini sanmak, olmak değildir. Simgeler, sloganlar ve sosyal medyadaki görseller ideoloji yaratmaz. Bu ülke, “kendini sananlar” yüzünden değil, “gerçekten olanlar” sayesinde değişir. Ancak bugün “gerçekten olanlar”ın sayısı, istatistiksel hata payı kadar az.
Eğer bir gün bu ülkede solcu, adalet ve eşitlik için bedel ödemeye hazır olduğunda; sağcı, doktrini ezberlemeden önce ekonomiyi ve üretimi öğrendiğinde; Atatürkçü, Atatürk’ün fikirlerini törensel günlerin ötesine taşıdığında… İşte o gün “sanmak” yerine “olmak” başlayacaktır. O güne kadar, hepiniz iyisinizdir umarım.
İnstagram: @entelektor.kitap

